Sakarya Bağımsız milletvekili Adayı Özcan DERİNBAY üyemiz oldu

Posted By on 22/04/2015

Bağımsız Derinbay  Çalışmalara Hızlı Başladı
Sakarya Bağımsız milletvekili Adayı Özcan DERİNBAY  Sakarya Kültürel ve Doğal Kaynakları Derneğini  ziyaret  etti.
Sakarya Kültürel ve Doğal Kaynakları Derneği  Başkanı Osman ZOR ve  Yönetim Kurulu üyelerinin katıldığı  ziyaret  sırasında  Sakarya Bağımsız milletvekili Adayı Özcan DERİNBAY  üye  oldu.
Sakarya Kültürel ve Doğal Kaynakları Derneği  Başkanı Osman ZOR  Niçin  Bağımsız  aday olarak seçimlere  katılıyorsunuz  sorusuna Sakarya Bağımsız milletvekili Adayı Özcan DERİNBAY” Bu  kalp seni unutur mu Aydınlık,Altın Çağın Kapısını Ahlak ve Adaletle Açmak İçin aday oldum”
bagımsızaday1

Erenler İlçesi Kayalar Memduhiye Mahallesinde Çiftçilikle  iştigal eden Sakarya bağımsız milletvekili Adayı Özcan DERİNBAY “Ahlak ve Adalet için Yola  çıktım”

Sakarya Bağımsız milletvekili Adayı Özcan DERİNBAY” Adalet Hiç Yok. Eğitimde  Adalet Yok.Adalette  adalet Yok.Adalet Saraylarında Adalet Yok.

Sakarya bağımsız milletvekili Adayı Özcan DERİNBAY”Türkiye’nin Sakarya’nın Gidişatı iyi değil.Eski Bir toplum Yok.Toplumu uyandırmak için Yoldayım.”

Sakarya Kültürel ve Doğal Kaynakları Derneği  Başkanı Osman ZOR” Siz 130 Milletvekili  arasında  Çiftçilik yapan  Toprağın ve  Suyun önemini en iyi  bilenlerdensiniz. Biz   dernek olarak  önce  Toprak  ve  Suyu  HANGİ  GÖZLE  GÖRÜYORUZ  ONA  BAKALIM.
Toprak, yerkabuğunu oluşturan kayaların, uzun yıllar boyunca parçalanıp ayrışması ile oluşan gevşek yeryüzü örtüsüne verilen genel bir isimdir. Fakat toprağın, önemine ve işlevine göre herkes için başka tanımlamaları da bulunuyor. Örneğin,
  • Toprak, yaşamdan gelir. Toprakta yaşayan bakteri ve mantar gibi canlılar, ölü organizmaları besin ve toprak organik maddesi olan humusa dönüştürürler. Besin ve humus, toprağın en önemli bileşenlerindendir.
  • Toprak canlıdır. Milyonlarca organizmayı içinde barındırır.
  • Toprak nefes alır. İçinde barındırdığı organizmaların çoğu, tıpkı insanlar gibi oksijen soluyup, karbondioksit verirler; yani nefes alırlar.
  • Toprak, doğar ve yaşlanır; bir geçmişi vardır. Dünyamız pek çok farklı toprak çeşidiyle kaplıdır. Çünkü topraklar sabit kalmaz, sürekli bir değişime uğrarlar. Herbirinin farklı bir öyküsü bulunur. Kendine özgü renkleri ve katmanlarıyla, zaman içinde nasıl değiştiklerinin ipuçlarını verirler bize.
  • Toprak yaşamın kaynağıdır. Bitkiler toprakta ve toprakla büyür, sonra da doğrudan ya da dolaylı olarak dünya üzerindeki tüm canlılar için besin sağlarlar. Yani, toprak olmasaydı yaşam bildiğimiz gibi olmazdı.

Öyleyse toprak, su ve hava gibi, tüm canlıların ortaklaşa kullandıkları bir hazinedir aslında. Dünya üzerinde yaşamın sürekliliği bu hazinenin varlığına bağlıdır.

Peki, biz bu hazinenin ne kadar farkındayız? Ülkemiz neredeyse dünyadaki tüm toprak çeşitlerini barındırıyor. Bolca organik madde içeren orman topraklarından tutun da yalnızca otsu bitkilerle çalıların yetiştiği bozkır topraklarına kadar çok çeşitli topraklarımız var. Ancak topraklarımız erozyon ve çölleşme, asitleşme, canlı çeşitliliğinin azalması, toprak verimliliğinin tükenmesi gibi çeşitli değer azaltıcı etkenlerle tükeniyor. Buna dur demenin ilk adımıysa toprağı tanımakla başlıyor.

Her ne kadar, bu ilişki insanın yerleşik yaşama geçmesiyle birlikte daha görünür bir hal almış olsa da, aslında insanın toprakla ilişkisi varolmaya başladığı andan itibaren başlar. İnsan, yaşamını sürdürebilmek için toprağa bağımlıdır. Etkinliklerinin neredeyse tümünü toprağa dayalı gerçekleştirir. Toprak, ayağımızı sağlam şekilde basabildiğimiz yerdir. Bitkilere ve hayvanlara can verir. Bitkiler toprakta yetişir. Hayvanlarsa toprakta yetişen bu bitkilerle beslenir. İnsan da ilk var olduğu andan beri bu bitki ve hayvanlarla beslenir. Yani, insan için de yaşam topraktan gelir. Topraktan eşya yapar. Topraktan elde ettiği bitkilerden giysi yapar. Topraktan sanat yapar. İnsanın topraktan yararlanarak yaptığı resimler M.Ö. 7000 yıllarında bile evlerin duvarlarını süslemiştir. İlk bulunan yerleşim alanlarından biri olan Çatalhöyük, bu eşsiz güzellikteki resimlerle doludur. Bunlar arasında, av, dans sahneleri, çeşitli insan ve hayvan resimleri yer alır. Pişmiş topraktan yapılmış heykeller de yine o dönemlerden itibaren insanın toprağı sanat için kullandığını gösterir. Yine bu gibi kazı alanlarında bulunan topraktan ve kilden yapılmış kap kacak da insanın toprakla ilişkisinin ne denli çeşitli olduğunu gösterir.

bagımsızaday2

Kutsal kitaplar dahi insanlıkla toprak arasındaki ilişkinin önemini vurgular şekildedir. İlk insanın İbranice ismi Adam, toprak anlamına gelen adama sözcüğünden türetilmiştir. Adem’in karısının ismi Havva (Eve), İbranice’de yaşam anlamına gelen hava sözcüğünün çevirisidir. Yani, Kutsal kitaplarda anlatılan yaratılış öyküsünün temelini de yaşam ve toprağın bu birleşimi oluşturur. TEMA Vakfı tarafından Türkçe’ye kazandırılan Toprak kitabında bu durum kitabın yazarı Montgomery tarafından çok güzel tasvir edilir: ‘Tanrı toprağı (Adem) yarattı ve onun kaburga kemiğinden oluşan yaşam (Havva) bu topraktan fışkırdı. Latince insan demek olan homo sözcüğü de, Latince yaşayan toprak anlamına gelen humus sözcüğünden alınmıştır.

dogalkaynaklardan1

Fakat, insanın toprakla olan ilişkisi daha çok tarıma geçişle ele alınır. İnsanlar bir milyon yıldan fazla bir süre boyunca avcı-toplayıcı olarak oradan buraya taşınarak yaşamlarını sürdürdüler. 11.000 yıl önce son buzul çağının bitiminde, iklimin değişmesiyle yeryüzünün önemli kısımları uzun kuru mevsimlere sahip oldu. Bu koşullar tohumlu ve yumru köklü yıllık bitkiler için uygun ortamı sağladı. Bu bitkiler tohum üreterek çok daha fazla enerjinin kullanılabilir biçimde sağlanmasına yardımcı oldu. Depolanabilen bu besinler bazı alanlarda öncelikle avcı-toplayıcı toplum yapısında değişikliler meydana getirdi ve ilk yerleşkeler köyler halinde ortaya çıktı. Böylece tarım toplumları oluşmaya başladı. Yani, insanların tarımla uğraşmaya başlaması aslında davranışsal bir uyum sürecidir. Ancak, artan nüfusla birlikte toprak üzerindeki gereksinimin artması ve bu gereksinimin giderilmesine yönelik yanlış uygulamalarla toprak bozulmaya başladı

Toprak, yeryüzünün her yerinde birbirinin aynı değildir. Derinlik ve toprak özellikleri bölgeden bölgeye farklılık gösterir. Farklı yerlerde çeşitli toprak türleri ortaya çıkar. Farklı toprakları da farklı amaçlarla kullanmak gerekir. Örneğin, bir çayır toprağı ya da orman, tarım toprağı olmaz. Çünkü onların altındaki toprak derinliği tarım yapmak için uygun değildir. Araziler, toprak işlemeye karşı gösterdikleri özelliklerine göre, hiç sorun göstermeyen I. sınıf araziler ile bitkisel üretime imkan vermeyen VIII. sınıf arasında sekiz sınıfa ayrılır. Bu sekiz arazi sınıfından ilk dört grubu toprak işlemeye uygun, son dört grubu ise orman ve mera gibi devamlı bitki örtüsü altında bulundurulmak zorunda olan grupları oluşturur. Meralardan tarla olarak açılan meyilli alanlarda tedbir alınmaksızın yapılan tarım, erozyon artışına ve verim azalmasına sebep olur. Endüstrileşme, endüstriyel kuruluşlara yer bulma, kentleşme, yeni yerleşim alanları açma, beraberinde yol yapma sorunlarını da getirmiş, toprağın tarımın yanı sıra değişik amaçlarla kullanılmasına yol açmıştır. Zaten sınırlı olan tarıma elverişli verimli toprakların giderek amaç dışı kullanılması, önemli bir bozulma ve toprak kaybına neden olur.

Diğer yandan, tarım toprakları da toprak yapısı ve iklim özelliklerine göre farklılıklar gösterir. Her toprakta yetiştirilen ürünler farklı farklıdır. Örneğin çay asitli toprakta, arpa kumlu toprakta, patates ise tınlı toprakta daha iyi yetişir. Bu yüzden toprak en çok ve en iyi ürünü verecek şekilde kullanılmalıdır. Bunu sağlamak için, öncelikle arazi kullanım planlaması yapılır. Tarım alanlarının başta amacı ve yeteneği dışı olmak üzere, yanlış kullanılması, toprak ve su korumaya yönelik tarla içi önlemlerin alınmamış olması gibi etkenler toprağın işlevini ve verimliliğini kaybetmesine neden olmaktadır. Verimsizleşen toprak üretim gücünü de kaybeder. Toprağın dış mekanik etkilere dayanıklılığı azalır. Fiziksel özellikleri bozularak, su emme, iletme, havalanma yeteneği zayıflar. Öte yandan toprağın yüzeyini örterek onu yağmur damlalarının darbe etkisinden koruyacak olan bitki örtüsü zayıflar, toprak çıplaklaşır. Bütün bu olumsuz koşullar altında, yağacak olan en basit bir sağanakta toprak erozyonu başlar.

 Günümüzde insanlar yaşamlarını sürdürebilmek için tarım ve hayvancılık yapmak zorundadırlar. Fakat bu gereksinimi karşılamak için bitki örtüsünün bilinçsizce tahrip edilmesi ve uygun özelliklere sahip olmayan toprakların tarıma açılması, erozyona ortam hazırlar. Toprakların, oluşurken sahip oldukları özellikleri, onları nasıl kullanabileceğimiz konusunda bize ipucu verir. Bu ipuçlarını doğru okuyup, toprakları uygun şekilde kullanmak gerekir. Yanlış toprak kullanımı ve hatalı uygulamalar, erozyonun beklenilenden fazla zararlar vermesine neden olur. Yani, daha fazla tarım ve daha fazla üretim için yapılan yanlış uygulamalar, tarım arazilerinin elden çıkmasına ve üretimin azalmasına neden olur.

Toprak dokusu dediğimizde toprağı oluşturan mineral parçacıklarının büyüklüklerini ya da hacmini anlarız. Toprağın dokusunda, ince çakıl (çapı 2-1mm), kaba kum (1-0,5mm), kum (0,5-0,25mm), ince kum (0,25-0,1mm), çok ince kum (0,1-0,05mm), mil (0,05-0,02mm) ve kil (0,02 mm’den küçük) bulunur. Doku, toprağın su ve besin tutma kapasitesini etkiler. En verimli topraklar, içinde her bir büyüklükte mineral parçacıklarından yeteri miktarda barındıran topraklardır. Böyle topraklar, bitki kökleri için bol miktarda hava ve su tutarlar. Su aynı zamanda, böyle topraklarda çabuk kurur. Böylece fazla aşırı birikimi de olmaz.

Toprakta, bitkiler, solucanlar, böcekler, akarlar, küçük memeliler ve mikroorganizmalar bulunur. Toprak, canlılığını ancak içinde yaşayan ve onu zenginleştiren bu canlılar sayesinde sürdürür. Bitkiler, toprağın başlıca organik madde kaynağıdır. Toprağın derinliklerine kök salan bitkiler, Yerküre üzerindeki neredeyse tüm yaşamı besleyen temel üreticidir. Güneşten aldığı enerjiyi kullanarak, havadaki karbondioksiti enerji bakımından zengin organik kimyasal bileşiklere dönüştürür. Topraktaki besin zinciri ve oldukça karmaşık toprak besin ağı bununla başlar.

Karınca ve solucanlar açtıkları kanallarla, toprağın nefes almasını ve suyu emmesini sağlarlar. Köstebek, kır faresi ve yersincabı gibi hayvanlar her yöne açtıkları tünellerle toprağın karıştırılmasını sağlarlar.

Toprağın en gizemli sakinleriyse topraktaki organik maddelerin ayrışmasını sağlayan mikroorganizmalardır. Bir tatlıkaşığı toprakta dünya üzerindeki insan sayısından daha fazla çeşitte mikroorganizma bulunduğunu biliyor muydunuz? Topraktaki ayırıştırıcı mikroorganizmalar verimli toprakların başrol oyuncusudur. Toprak yaşamı getirir, fakat toprakta yaşayan organizmalar zamanı geldiğinde ölümle buluşur. Topraktaki ayırıştırıcılar, işte bu ölü organizmaların kalıntılatıyla ya da atıklarıyla beslenirler. Böylece, ölü organizmalardaki mineral besinleri tekrar toprağa kavuştururlar. Bitkiler ve hayvanlar büyümek için bu besinlere gereksinim duyar. Yani, bu ayırıştırıcı mikroorganizmalar bir nevi ‘yaşam’ı geri dönüştürürler.

SAKARYARETFSDS

Topraklar, bitkilerin atmosferden gaz olarak alıp karbonhidrata dönüştürdükleri karbonu depolarlar. Topraktaki organizmalarsa, toprakta bulunan organik maddeleri parçalayarak kendilerine enerji sağlarlar. Bu sırada, karbondioksit gazını da tekrar atmosphere salarlar. Karbondioksit önemli sera gazlarındandır. Çünkü karbondioksit ısıyı atmosferde tutar. Böylece, toprak organizmaları, toprak organik maddesini karbondioksite dönüştürerek atmosferdeki sera gazlarının miktarını ve bunun sonucu olarak iklimi etkilerler.

Toprak mikroorganizmaları enerji elde etmek için, toprak organik maddesinde bulunan bileşiklerden elektron alırlar ve bu elektronları oksijen, nitrojen ve sülfür gibi elementlerle birleştirirler. İnsanlar nasıl ki oksijen solur, bu da toprak milroorganizmalarının soluma biçimidir. Yani, toprak mikroorganizmaları solunum için oksijene gereksinmezler. Oksijenin yetersiz olduğu durumlarda, onun yerine demir, sülfür, nitrojen ya da karbon kullanırlar. Örneğin, Jeobakteri (Gerobacter) solunum için toprakta pas rengindeki demiri kullanır. Yani, mikroorganizmalar soluyarak toprağın rengini ve kimyasını değiştirirler. Öyle ki, nemli topraklarda ve tortularda yaşayan bazı mikroorganizma çeşitleri, topraktaki zehirli kirleticileri bile soluyabilirler. Bu mikroorganizmalar, PBC, arsenik ve uranyum gibi zehirli kirleticileri, elektron ekleyerek daha az tehlikeli kimyasallara dönüştürürler.

SAKARYARETFSDS4

Toprak mikroorganizmaları, aynı zamanda diğer mikroorganizmaları öldüren bileşikler de yapar. Örneğin, antibiyotikler! Penisilin, eritromisin, streptomisin, tetrasiklin ve vanamisin gibi bilindik pek çok antibiyotikleri toprak bakterileri yapar. Yalnız ilaç değil, bazı toprak bakterileri benzin yerine kullanılabilen etanol bile üretiyorlar. Elbette bunların yanında, hastalık yapan bakteriler de bulunuyor toprakta. Bu bakteriler hayvanların bedenlerine geçtiğinde ölüme kadar gidebilen bazı hastalıklara neden olabiliyor.

Likenler de, toprak oluşumunda önemli bir yere sahip. Liken, mantar ve alglerin oluşturduğu birlikte yaşam biçimidir. Likeni meydana getiren iki canlı da karşılıklı olarak birbirlerinden fayda elde ederler. Mantar, algin gerçekleştirdiği fotosentez işlemi sonucunda besin elde ederken, alg de mantarın kendisine sağladığı su ve mineral sayesinde yaşamını sürdürür. Likenler toprak oluşumunda önemli işleve sahiptirler. Tutundukları kayaları salgıladıkları maddelerle yavaş yavaş parçalayarak kaya üzerinde ince bir toprak tabakası oluştururlar. Daha sonra liken parçaları ve orada gelişen kara yosunlarının da katılmasıyla organik maddenin sürekli artması sonucu daha yüksek bitkilerin gelişmesine olanak sağlarlar.

Toprakta ya da bazı bitki gruplarının köklerindeki yumrularda yaşayan azot bağlayan bakteriler de, besin karşılığı bitkiler için gerekli olan azotlu gübre üretirler. Azot canlılar için önemli bir maddedir. Çünkü proteinlerin ve DNA’nın önemli bir bileşenidir. Gaz halindeki azot (N2), atmosferin %80′ini oluşturur. Ancak, azot gaz formuyla bitkiler tarafından kullanılamaz. Bunun için öncelikle toprak organizmaları tarafından bitkilerin kullanabileceği bir forma dönüştürülmeleri gerekir. İşte rhyzobium gibi azot bağlayan bakteriler, azot gazını amonyağa dönüştürür. Bakteriler, besinlerini bitkiden sağlarken, bunun karşılığında bitkilere gereksinim duydukları azotu verir. Bazı mantarlar da, salgıladıkları enzimlerle ölü bitki artıklarında hapsolmuş azot, fosfor gibi önemli elementlerin toprakta serbest kalmasını, böylece yeniden besin döngüsüne katılmalarını sağlar.

dogalkaynaklardan3

Su, bütün canlılarının yapılarının en büyük bölümünü oluşturur. İnsan besin almadan haftalarca yaşayabilir fakat susuz ancak birkaç gün yaşayabilir. Vücudumuzun 2/3 ü sudan oluşur. Canlılardaki bütün hayat hücreden başlayarak dokularda, organlarda, sistemlerde devam eder. Bütün bu olaylar sıvı ortamda oluşur ki bu sıvı ortamın aslı sudur.

İnsan vücundaki su orana yaşa ve cinsiyete göre değişiklik gösterir. Yeni doğan bir bebeğin vücut ağırlığının yaklaşık %75 i suyken, bu miktar yaşlandıkça düşmeye devam eder. Su, besinlerin sindiriminde, besinlerin parçalanmasıyla oluşan atık maddelerin akciğer ve böbreklere taşınıp dışarı atılmalarına, vücut ısısının denetiminde, kanın işlevini yerine getirmesinde, ve cildi nemlendirmede görevlidir. Günde vücudumuzdan 1,5 litre su kaybederiz. Kaybolan suyu dengelemk için vücudumuza günlük 2-2,5 litre su almalıyız.

Yeterli su almamak cildin kurumasına, erken yaşlanmaya, saçlarda matlaşmaya, halsizliğe, kabızlığa neden olabilir. Çay, kahve, kolalı ve asitli içecekler kafein içerdiklerinden vücutta su kaybına neden olurlar. Bu yüzden ne kadar sıvı tükettiğimizi hesaplarken bunları göz önünde tutmamak gerekir.

Ayrıca su içmemek, kilo vermeyi zorlaştırır.Çünkü yağ yakımında su en büyük etkendir. Yine suyu az tüketmek böbrek rahatsızlıklarına, ciltte lekelenmelere kadar gidebilir. Çok fazla su tüketmekte böbreklerinizi yorar ve çalışmasını yavaşlatabilir. Bu nedenle vücudumuzun ihtiyacı kadar olan sıvıyı gün içinde tüketmek idealdir. Pürüzsüz bir cilt için sprey kabına su doldurup gün içersinde yüzünüze 1-2 kere sıkarsanız yüzünüz ayrıca nem almış olur. Su en önemli besindir. Kremlerinizi, şampuanlarınızı kullandığınız sabunu suyla daha sıvı hale getirdiğinizde cildiniz veya saçınız nemi daha iyi emmiş olacaktır. Bebeklere su vermek iyi değildir kavramı yanlıştır.Bebeğinde normal bir insan kadar olmasada günlük suya ihtiyacı vardır. Yediği mamalar bebeğin vücuduna gerekli olacak kadar suyu vermez.

Bu nedenle su, canlıların hayatını devam ettirebilmesi için gerekli olan en önemli maddedir. En doğal sıvıdır ve insan vücudunun fonksiyonlarını yerine getirebilmesi için en gerekli besindir.

Sizden  isteyimiz  Nitelikli Sakarya  Topraklarının  Korunması üzerine  çalışma  yapmanızı  özellikle  istiyoruz.dedi.

Sakarya Bağımsız milletvekili Adayı Özcan DERİNBAY  Ben   Sakarya’da bu  kadar  güzel çalışan  uzun yıllar  hizmet  eden  bir  derneği  bilmiyordum.Ben de  bu  günden  itibaren Derneğinize  üye  olmak  ve  çalışmak isterim.Bir  Tek  cümle ile Tarım  Reformu  hemen yapılmalı.Tarım Toprakları  İmara  açılmamalı.Sadece Tarım için  kullanılmalı”dedi.

dogalkaynaklardan2

tarımtoprakları1